Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu

Şiddet tanımlarının tümü “kişinin bedensel ve/veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren” bir davranışın varlığına vurgu yapar. Şiddet kavramının sınırları, zaman içinde fiziksel zarar vermekten, sembolik zarar vermeye doğru genişlemiştir. Gündelik hayatın ayrıntılarına gizlenmiş ayrımcı tutumlar, ekonomik baskı gibi birey üzerine uygulanan sosyal, kültürel baskıların çeşitli türlerini tanımlayan sembolik şiddet kavramı, şiddetin zihinsel veya psikolojik boyutuna dikkatimizi çeker.

Şiddet davranışının ortaya çıkışında rol oynayan etkenler ve şiddetin uygulanış şekli açısından farklı şiddet türleri tanımlanabilir. Örneğin bireysel ve grup şiddetinin dinamikleri farklıdır. Yine bireyin veya grubun kendisini savunmak için şiddete başvurması, önceden planlanarak gerçekleştirilmiş saldırı şeklindeki bir şiddet davranışından farklı ele alınmalıdır. Birey kendisine yönelik şiddet uygulayabilir, intihar veya kendine zarar verme bu tür bir şiddet davranışıdır. Bireyin ruhsal rahatsızlığı nedeniyle kendisine veya çevresine şiddet uygulaması psikopatolojik şiddettir.

Şiddet (violence), genellikle insan saldırganlığı için kullanılan bir kavram olmasıyla, daha kapsayıcı bir anlama sahip saldırganlık (aggression) kavramından farklılıklar gösterir. Etologlar, hayvanlardaki saldırganlığı, “fiziksel saldırganlık veya saldırganca sosyal işaretlerle karakterize davranış” olarak tanımlıyorlar. Yapılan araştırmalar, daha önceden bilinenin aksine, hayvanlarda, her an boşalmaya hazır bir hayvani saldırganlık içgüdüsünün olmadığını, hayvanların ancak belirli durumlar ve uyaranlar karşısında saldırganlaştıklarını göstermiştir. Hayvanlar, yaşam alanlarını ve yavrularını yabancılardan korumak, eş bulmak, liderlik ve beslenme gibi içgüdüsel dürtülerinin doyumu engellendiğinde saldırganlaşabilmektedirler. İnsanlarda öfke ve saldırganlık yaratan durumlar, hayvanlarla karşılaştırılamayacak kadar çeşitli, karmaşık, bir başka deyişle insanidir. İnsan yavrusu, kültürün simgesel dünyasına girerek, sosyalleşir yani insanlaşır. Bu, insanın biyolojik, içgüdüsel (instinctive) gereksinimlerinin kültür içinde yeniden tanımlanıp insani arzulara, hedeflere dönüşerek “insani”leştiği bir süreçtir. İnsana özgü bu dönüşüm süreci aynı zamanda içgüdüden (instinct) dürtüye (drive) dönüşüm sürecidir. İnsan yavrusunun, kültüre girdikten sonra, saldırganlık dâhil davranışlarını belirleyen, biyolojik içgüdüleri değil, sosyal çevresiyle ilişkileri içinde öğrendikleri ve deneyimlediklerine dayalı olarak şekillenen insani dürtüleridir. Çok çeşitli “insani” saldırganlık veya şiddetin nedenleri, hayvani içgüdülerin doyumunun ötesinde, toplumsallaşmanın, insanlaşmanın, kültürel bir varlık olmanın getirdiği kimlikler, bu kimliklerle ilişkili arzular, hırslar, özlemlerle ilişkilidir. Bu özdeşimlere yönelik bir tehdit algılandığında veya onlara zarar verildiğinde, insani öfke, saldırganlık ve şiddet ortaya çıkar. İnsanidir, çünkü hayvanların egoları ve bu egolarını inşa ettikleri, “adam gibi adam” olmak, “hep en gözde, en çok sevilen” olmak, “Milletin adamı, reisi” olmak gibi ölesiye sarıldıkları narsisistik özdeşimleri yoktur. Saldırganlık “insani”leştikçe nedenleri karmaşıklaşır, anlaşılması zorlaşır. Gündelik yaşamda karşılaştığımız çeşitli şiddet davranışlarını, insanın hayvani doğasıyla açıklamak, hayvanlar üzerinden insanı, benzerlerimizi temize çıkarmak çabasından başka bir şey değildir.

İnsan davranışlarını yalnızca biyolojik veya evrimsel boyutuyla kavramaya çalışan biyolojik psikiyatri, evrimsel psikoloji gibi indirgemeci yaklaşımlar, şiddet davranışını, beyin biyokimyamız, filogenetik özelliklerimiz veya kalıtsallıkla açıklamaya çalışırlar. Psikanalitik, sosyolojik, antropolojik yaklaşımlardan farklı olarak, biyolojik yaklaşıma göre şiddet davranışı, “insani” olmayla değil hayvani olana gerilemeyle ilişkilidir.

Öfke, şiddete değil de, nasıl yapıcı üretkenliklere dönüşebilir? Nasıl bir toplumsal örgütlenme insani şiddeti en aza indirebilir? Şiddete dönüşmeyen bir tepki olarak öfke ve saldırganlık, yıkıma ve yıkıcı şiddete karşı yaşamı savunmanın, kendi temel hak ve özgürlüklerini ve evrensel insanlık değerlerini koruma mücadelesinin, sanat, politika, spor vb. etkinliklerin enerjisi olabilir. Bu saldırganlık türüne “sağ kalım yönelimli saldırganlık” (survival oriented aggression) adı verilir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir