Dr. Pelin YALÇINOĞLU

Bu ders kapsamında bilimin doğasına ve bilimsel bilgi üretimine dair özellikler toplumsal cinsiyet bakış açısı ile ele alındı. Bilimsel bilgi üretim süreçleri paradigmaların çizdiği çerçeve içinde gerçekleşir. Paradigmalar doğruluk ve gerçekliğin doğasına ilişkin varsayımları, araştırılabilecek nitelikteki soruları ve bunların nasıl yapılacağını ortaya koyan bilim felsefesi ya da çerçevesi olarak tanımlanır. Neyin çalışılacağı ve araştırılacağı, ne tür soruların sorulacağı, sorulan soruların yapısı ve araştırma sonuçlarının nasıl yorumlanacağı araştırmacı tarafından benimsenen paradigma yoluyla belirlenir. Bilim tarihine toplumsal cinsiyet bakış açısı ile baktığımızda, önemli bilimsel buluşların ve yaygın bilimsel yaklaşımların tek bir cinsiyetin ağırlıklı olduğu bir bilim topluluğu tarafından gerçekleştirildiğini (ya da bizlere ulaşan bilginin bu doğrultuda olduğunu) görürüz. Dolayısıyla erkeklerin egemen olduğu bir çalışma ve bilgi üretme alanında neyin nasıl çalışacağını belirleyen paradigmanın da bir cinsiyeti olduğu ve bunun eril bir cinsiyet olduğu söylenebilir.

Patriyarkal toplum yapısının bir uzantısı olan ikili cinsiyet sisteminin temellerini oluşturan bilimsel düşünce biçimlerine baktığımızda, bilimsel bilginin temelini oluşturan özne ile nesne arasındaki ilişkinin tarihsel süreç içerisinde cinsel ilişki, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet metaforları ile düşünülmüş olduğunu görebiliriz. İkili karşıtlık sistemlerinin kadın-erkek karşıtlığı ile ilişkilendirilme biçimleri doğa bilimlerinin toplumsal ve kültürel yapılara yansıtılması sonucu oluşmaktadır. Eril ve dişil kavramları mutlak birer kategori değildirler. Biyoloji bilimine ait bu kategorilerin kültürel olarak kurgulanan kadın-erkek cinsiyet rollerine “bilimsel” bir dayanak olarak sunulması beraberinde hem toplumsal hem entelektüel alanların ikili bir karşıtlık sistemi ile kurgulanmasına ve kimi niteliklerin eril, kimi niteliklerin dişil olarak sınıflandırılmasına yol açmıştır. Bu sınıflandırma ise, örneğin nesnellik, akıl ve zihin ile ilgili kavram ve özelliklerin eril bir doğası olduğu, öznellik, duygu ve doğa ile ilişkili kavram ve özelliklerin dişil bir doğası olduğu, dolayısıyla erkeklerin daha nesnel, daha akıllı kadınların ise öznel ve duygusal olduğunun “bilimsel birer gerçek” olarak algılanmasına neden oluyor. Böylesi bir ayrışma ise sadece kadınları bilim alanından dışlamakla kalmıyor, dişi ile eril, öznel ile nesnel, sevgi ile erk arasında geniş ve derin bir uçurum yaratıyor.

Bilimsel düşünce biçimlerinin oluşumuna tarihsel olarak bakılırsa bilimin ve bilgi üretiminin geçmişte ve günümüzde farklı biçimlerde ele alındığı söylenebilir. Antik Yunanda sevginin rehberliğinde bilgiye giden yol olarak tanımlanan bilim, modern zamanlara geldikçe doğa ve işlev bakımından oldukça değişmiştir. Modern bilimin “babası” olarak kabul edilen Francis Bacon’un bilimin tanımı ve işlevi üzerine düşünceleri, bilimin maddi doğanın bilgisine ulaşmak için bir araç olduğu, bilginin ise erk olarak kabul edildiği yönündedir. Bacon bilimi “akıl ve doğa arasında iffetli bir evlilik” olarak tanımlamış ve doğanın yasalara bağlı ancak akıldan yoksun olduğunu söylemiştir. Maddi doğanın akıl tarafından “baştan çıkarılmasının” ve “fethedilmesinin” mümkün olduğunu söyleyen Bacon’ın bilime yaklaşımında doğanın dişil, aklın ise eril olarak nitelendiği görülebilir. Bacon akıl ve doğa arasındaki ilişkiyi heteroseksüel bir evliliğe benzeterek kadın ve erkek arasındaki ayırımın bilimsel düşünce ve bilim yapma yollarıyla yaygınlaşmasına hizmet etmiştir.

Feminist hareket ve toplumsal cinsiyet çalışmaları bilim tarihine getirdikleri taze ve açıcı bakış açıları ile bilimin eril bir proje olmaktan çıkartılıp insani bir proje olarak yine bilimin içinden kişilerce düzeltilmesi ve duygusal emek ile düşünsel emek arasındaki bilimin erkeklere tahsis edilmiş bir alan olarak kalmasını sağlayan iş bölümünün reddedilmesini hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda sadece bilim alanında varlıkları ve emekleri yok sayılmış kadın bilim insanlarını gün yüzüne çıkarmak yeterli değildir. Toplumsal cinsiyet bakış açısı bilim tarihinden modern bilim uygulamalarına kadar tüm alanların cinsel ilişki, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramları etrafında değerlendirilmesi gerektiğini söyler.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir